Yapay zekâ araçlarının hukuk pratiğine entegrasyonu, mesleğin en temel kavramlarından birini — avukat-müvekkil gizliliğini — beklenmedik bir şekilde sınamaya başladı. 10 Şubat 2026 tarihinde New York Güney Bölge Mahkemesi (SDNY) Yargıcı Jed S. Rakoff, United States v. Heppner kararında, bir sanığın tüketici tipi yapay zekâ aracı kullanarak ürettiği belgelerin ne avukat-müvekkil gizliliği ne de iş ürünü doktrini kapsamında korunabileceğine hükmetmiştir.[1] Karar, yapay zekâ kullanımının gizlilik rejimine etkisini ele alan ilk federal mahkeme kararlarından biri olmasıyla emsal niteliği taşımaktadır.
I. Olayların Gelişimi
Bradley Heppner, yönetim kurulu başkanlığını ve CEO'luğunu yaptığı bir finansal hizmetler şirketinin yatırımcılarını dolandırmakla suçlanmıştır. Hakkındaki iddianame, menkul kıymet dolandırıcılığı (securities fraud), elektronik dolandırıcılık (wire fraud), komplo, denetçilere yanlış beyanda bulunma ve kayıt tahrifatı suçlamalarını içermektedir.[2]
4 Kasım 2025'te tutuklanan Heppner'ın konutunda gerçekleştirilen arama sırasında FBI ajanları elektronik cihazlarına el koymuş ve bu cihazlarda Anthropic'in yapay zekâ aracı Claude kullanılarak oluşturulmuş otuz bir adet belge tespit etmiştir.[3] Bu belgelerin bir kısmı tutuklanma öncesine, bir kısmı ise tutuklanma sonrasına ait olup hepsinde ortak bir özellik bulunmaktadır: Heppner, avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde edindiği bilgileri de dahil olmak üzere çeşitli verileri Claude'a girerek savunma stratejileri, hukuki argümanlar ve potansiyel savunma hatları hakkında raporlar üretmiştir.[4]
Kritik bir ayrıntı: Heppner bu belgeleri kendi inisiyatifiyle, avukatlarının yönlendirmesi olmaksızın hazırlamış ve ardından sonuçları Quinn Emanuel'deki avukatlarına iletmiştir. Savunma ekibi bu durumu açıkça kabul etmiştir.[5]
II. Tarafların Argümanları
A. Savcılığın Talebi
Savcılık, 6 Şubat 2026 tarihli dilekçesiyle yapay zekâ aracılığıyla üretilen belgelerin gizlilik koruması kapsamında olmadığına ilişkin bir karar verilmesini talep etmiştir. Savcılığın argümanları üç eksen üzerinde şekillenmiştir:
Birincisi, gizlilik yokluğu. Heppner, verilerini kamuya açık bir ticari yapay zekâ platformuyla paylaşmıştır. Anthropic'in gizlilik politikası açıkça belirtmektedir ki kullanıcı girdileri modelin eğitimi için kullanılabilir ve devlet düzenleyici makamları ile üçüncü kişilere ifşa edilebilir.[6] Bu koşullar altında, gizlilik iddiasının temeli bulunmamaktadır.
İkincisi, hukuki danışmanlık amacının yokluğu. Claude'un kendi kullanım koşulları ve kamuya açık materyalleri, aracın hukuki danışmanlık sağlayamayacağını ve kullanıcıların nitelikli bir avukata danışması gerektiğini açıkça belirtmektedir.[7] Dolayısıyla, yapay zekâ aracıyla yapılan iletişim hukuki danışma almak amacıyla gerçekleştirilmiş sayılamaz.
Üçüncüsü, sonradan iletimin gizlilik yaratmayacağı. Savcılık, yerleşik içtihada dayanarak, gizlilik koruması taşımayan belgelerin sonradan avukata iletilmesinin bunları geriye dönük olarak koruma altına almayacağını vurgulamıştır.[8] Heppner'ın Claude çıktılarını avukatlarına göndermesi, belgelerin doğasını değiştirmemiştir.
Son olarak, iş ürünü doktrininin uygulanamayacağı. Belgeler bir avukat tarafından veya avukatın yönlendirmesiyle hazırlanmamıştır. Savcılık, "bir kişinin bağımsız olarak internet üzerinden yaptığı araştırmayı iş ürünü doktrini korumaz" ifadesini kullanarak yapay zekâ kullanımını sıradan internet araştırmasıyla eşdeğer tutmuştur.[9]
B. Savunmanın Karşı Argümanları
Quinn Emanuel avukatları, belgelerin gizlilik koruması kapsamında olduğunu savunmuştur. Savunma iki ana argüman ileri sürmüştür:
Birincisi, Claude'a girilen bilgilerin bir kısmının avukat-müvekkil iletişimi kapsamında edinilmiş bilgiler olduğu; dolayısıyla bu bilgileri içeren belgelerin de aynı korumadan yararlanması gerektiği.[10]
İkincisi, dava hazırlığı kapsamında müvekkil tarafından oluşturulan raporların, avukatın doğrudan yönlendirmesi olmasa bile, iş ürünü doktrini kapsamında değerlendirilmesi gerektiği.[11]
III. Mahkemenin Değerlendirmesi
Yargıç Rakoff, 10 Şubat 2026'da duruşma sırasında (from the bench) sözlü kararını açıklamış ve her iki koruma talebini de reddetmiştir.[12] Yazılı karar henüz yayımlanmamış olmakla birlikte, duruşma tutanağı kararın gerekçelerini ortaya koymaktadır.
A. Avukat-Müvekkil Gizliliğinin Reddi
ABD hukukunda avukat-müvekkil gizliliği, (1) avukat ile müvekkil arasındaki, (2) gizli tutulması amaçlanan ve fiilen gizli tutulan, (3) hukuki danışmanlık almak veya vermek amacıyla yapılan iletişimleri korumaktadır.[13] Bu korumanın devamı, iletişimin gizli taraflar arasında kalmasına bağlıdır; üçüncü kişilerle paylaşım korumayı ortadan kaldırır.[14]
Yargıç Rakoff, Heppner'ın bilgileri "fiilen bir üçüncü kişi olan yapay zekâ aracına ifşa ettiğini ve bu aracın sunulan bilgilerin gizli olmadığına dair açık bir hüküm içerdiğini" belirterek gizlilik talebini reddetmiştir.[15]
Kararın mantığı basit ama yıkıcıdır: yapay zekâ aracı avukat değildir, mesleki yükümlülüklerle bağlı gizli bir muhatap sayılmamaktadır ve hizmet sağlayıcının gizlilik politikası kullanıcı girdilerinin eğitim ve ifşa amacıyla kullanılabileceğini açıkça öngörmektedir. Bu koşullar altında, gizlilik korumasından söz edilemez.
B. İş Ürünü Doktrininin Reddi
İş ürünü doktrini, (1) hukuki çalışma ürünlerini, (2) hukuki strateji içerenlerden, (3) avukat tarafından veya avukatın yönlendirmesiyle hazırlanmış olanları, (4) dava beklentisiyle hazırlanmış olmak koşuluyla korur.[16]
Yargıç Rakoff, belgelerin hukuki danışmanın stratejisini yansıtmadığını, müvekkil ve yapay zekâ aracı tarafından üretilen teoriler içerdiğini tespit etmiştir.[17] Ne Heppner ne de Claude hukuki danışman olduğundan ve belgeler avukatın yönlendirmesiyle hazırlanmadığından, iş ürünü koruması uygulanamaz. Yargıç ayrıca, yapay zekâ aracının kullanıcılarda gizlilik beklentisi olmadığını bildiren feragat metninin de iş ürünü iddiasını zayıflattığını eklemiştir.[18]
IV. Kararın Önemi ve Sınırları
Heppner kararı, yapay zekâ ile üretilen belgelerin gizlilik korumasını ele alan bilinen ilk federal mahkeme kararıdır. Ancak kararın kapsamı dikkatli değerlendirmeyi gerektirmektedir.
Kararın söylediği açıktır: bir müvekkilin, avukatının yönlendirmesi olmaksızın, tüketici tipi (gizlilik güvencesi sunmayan) bir yapay zekâ aracıyla ürettiği belgeler, sonradan avukata iletilse bile gizlilik korumasından yararlanamaz.
Ancak kararın söylemediği de en az söylediği kadar önemlidir. Yapay zekâ kullanımının her koşulda gizliliği ortadan kaldıracağı sonucu bu karardan çıkarılamaz. Savcılığın kendi dilekçesinde, "avukatın sanığa yapay zekâ aramalarını yaptırması" halinde farklı bir değerlendirme yapılabileceği kabul edilmiştir.[19] Debevoise & Plimpton'ın analizinde isabetle belirtildiği üzere, gizlilik politikası kullanıcı girdilerini eğitim amacıyla kullanmayan ve gizliliğini taahhüt eden kurumsal (enterprise) yapay zekâ araçlarının farklı değerlendirilmesi gerekir.[20]
Bu ayrım, yapay zekâ araçlarının tüketici ve kurumsal versiyonları arasındaki farkı hukuki açıdan kritik hale getirmektedir: gizlilik politikası ve kullanım koşulları, artık salt bir ticari metin olmaktan çıkıp doğrudan hukuki sonuç doğuran belgeler haline gelmiştir.
V. Türk Hukuku Açısından Değerlendirme
Heppner kararı ABD federal hukukuna özgü olmakla birlikte, ortaya koyduğu sorunlar evrenseldir. Türk hukuku açısından değerlendirilmesi gereken birkaç temel başlık bulunmaktadır.
A. Avukatlık Kanunu Kapsamında Meslek Sırrı
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 36. maddesi, avukatın görevi nedeniyle öğrendiği bilgileri açıklamaktan yasaklanmasını düzenlemektedir. Bu koruma, avukat-müvekkil iletişimini merkeze almaktadır. Ancak bu korumanın pratik işleyişi, bilginin avukat-müvekkil kanalında kalmasına bağlıdır. Müvekkilin, avukatından edindiği bilgileri bir yapay zekâ aracına girmesi, bilgiyi bu korumalı kanalın dışına taşımak anlamına gelmektedir.
Burada kritik bir asimetri ortaya çıkmaktadır: Avukatın dava hazırlığında yapay zekâ kullanması, hazırlık materyali (iş ürünü) kapsamında değerlendirilebilecekken, müvekkilin aynı bilgiyi bağımsız olarak yapay zekâya taşıması üçüncü kişiye ifşa niteliği taşıyabilir. Sonuç olarak aynı bilgi, kimin tarafından ve hangi bağlamda işlendiğine bağlı olarak farklı hukuki koruma düzeylerine tabi olmaktadır.
B. Kişisel Verilerin Korunması Boyutu
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun (KVKK) 8. ve 9. maddeleri çerçevesinde, yapay zekâ platformlarına aktarılan içerik bir veri aktarımı tartışmasını beraberinde getirmektedir. Özellikle sunucuları yurt dışında bulunan yapay zekâ araçlarına girilen bilgiler, KVKK m. 9 kapsamında yurt dışına veri aktarımı koşullarına tabi olabilir.
Anthropic'in Claude'u gibi platformların gizlilik politikaları, kullanıcı girdilerinin model eğitimi için kullanılabileceğini ve yetkili makamlara açıklanabileceğini öngörmektedir. Bu koşullar, kişisel veri niteliğindeki bilgilerin açık rıza veya kanuni istisna olmaksızın işlenmesi sorununu doğurmaktadır.
C. Ceza Muhakemesi Hukukunda Korumalı İletişimin Fiilen Aşılması
Ceza muhakemesi hukuku açısından mesele daha da karmaşıklaşmaktadır. CMK m. 46, meslek sırrına ilişkin tanıklıktan çekinme hakkını düzenlemekte; CMK m. 154, müdafi ile şüpheli veya sanık arasındaki yazışmaların denetime tabi tutulamayacağını öngörmekte; CMK m. 130 ise avukat-müvekkil mesleki ilişkisine ait belgelerin arama sırasında mühürlenmesini ve hakim kararıyla iadesini güvence altına almaktadır.
Bu güvencelerin tamamı, korunan bilginin avukat-müvekkil kanalında kalmasına dayanmaktadır. Bilgi bir yapay zekâ platformuna taşındığında, bu korunaklı hat fiilen kırılmaktadır. Heppner'da olduğu gibi, bir arama sonucunda müvekkilin cihazlarında yapay zekâ ile üretilmiş savunma stratejileri bulunduğunda, bu belgelerin CMK m. 130 kapsamında mühürlenmesini talep edebilmek tartışmalı hale gelecektir.
D. Temel Paradoks
Heppner kararının ortaya koyduğu temel paradoks Türk hukuku açısından da geçerlidir: Avukatın dava hazırlığında yapay zekâ kullanarak ürettiği materyaller, hazırlık çalışması kapsamında korunabilecekken, müvekkilin avukatıyla tartıştığı aynı bilgiyi yapay zekâya taşıması — içerik birebir aynı olsa dahi — üçüncü kişiyle iletişim niteliği kazanmakta ve ceza soruşturmasında aleyhine kullanılabilir hale gelmektedir.
Bu durum, avukat yerine veya avukatın yanında yapay zekâ kullanmanın üzerine yeterince düşünülmemiş sonuçlarından birini oluşturmaktadır.
VI. Pratik Sonuçlar
Heppner kararından çıkarılması gereken dersler, hem ABD hem de Türk hukuku bağlamında benzerlik göstermektedir.
Müvekkil tarafında, avukatla yapılan görüşmelerde edinilen bilgilerin yapay zekâ araçlarına girilmesinden kaçınılması gerekmektedir. Yapay zekâ kullanımı kaçınılmaz ise, bunun mutlaka avukatın yönlendirmesiyle ve tercihen kurumsal (enterprise) versiyonlarla gerçekleştirilmesi önem taşımaktadır.
Avukatlar açısından ise müvekkillere yapay zekâ kullanımının gizlilik riskleri hakkında açık uyarıda bulunulması bir zorunluluk haline gelmiştir. Yapay zekâ destekli hukuki analiz gerekiyorsa, bu çalışma avukatın kontrolünde yürütülmeli ve kullanılan aracın gizlilik taahhütleri önceden doğrulanmalıdır.
Kurumsal yapılar bakımından, dava süreçlerinde veya potansiyel uyuşmazlıklarda yapay zekâ kullanım politikalarının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Tüketici tipi yapay zekâ araçları yerine gizlilik güvencesi sunan kurumsal çözümler tercih edilmelidir.
VII. Sonuç
United States v. Heppner kararı, henüz yazılı gerekçesi yayımlanmamış bir sözlü karar olmasına karşın, yapay zekâ çağında gizlilik kavramının yeniden tanımlanması gerektiğine ilişkin güçlü bir sinyal vermektedir. Yapay zekâ araçları, avukat-müvekkil iletişiminin geleneksel sınırlarını bulanıklaştırmakta ve "gizli muhatap" kavramının kapsamını sorgulatmaktadır.
Karar, ABD hukuku bağlamında verilmiş olsa da ortaya koyduğu ilke evrenseldir: Teknolojik kolaylık, hukuki güvenceleri sessizce aşındırabilir. Yapay zekâ araçlarıyla paylaşılan her bilgi, potansiyel olarak ifşa edilmiş bilgidir. Bu gerçek, hem avukatların hem müvekkillerin yapay zekâ kullanım pratiklerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılmaktadır.
Dr. Muhammed Furkan Akıncı, Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bilişim Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesidir.
Dipnotlar
- United States v. Heppner, No. 1:25-cr-00503-JSR (S.D.N.Y. 10 Şubat 2026), Duruşma Tutanağı (Transcript of Pretrial Conference), s. 6. ↩
- İddianame (Redacted Indictment), Heppner, No. 25-cr-00503-JSR (S.D.N.Y. 28 Ekim 2025), ECF No. 3. ↩
- Savcılık Dilekçesi (Motion for a Ruling that Documents the Defendant Generated Through an Artificial Intelligence Tool Are Not Privileged), Heppner, No. 25-cr-00503-JSR (S.D.N.Y. 6 Şubat 2026), ECF No. 22, s. 3. ↩
- Aynı yer, s. 3–4. ↩
- Alexandra N. Rothman Beyanı Eki D (Exhibit D to Declaration of Alexandra N. Rothman), Heppner, No. 25-cr-00503-JSR (S.D.N.Y. 6 Şubat 2026), ECF No. 23-5, s. 1. ↩
- Savcılık Dilekçesi (dn. 3), s. 11. ↩
- Aynı yer, s. 8. Ayrıca bkz. Anthropic, "Claude's Constitution" ve "Terms of Service." ↩
- Aynı yer, s. 5. Bkz. United States v. Correia, 468 F.Supp.3d 618, 622 (S.D.N.Y. 2020). ↩
- Aynı yer, s. 5. ↩
- Duruşma Tutanağı (dn. 1), s. 3. ↩
- Aynı yer, s. 3–5. ↩
- Aynı yer, s. 6. ↩
- United States v. Mejia, 655 F.3d 126, 132 (2d Cir. 2011). ↩
- In re Six Grand Jury Witnesses, 979 F.2d 939, 943 (2d Cir. 1992). ↩
- Duruşma Tutanağı (dn. 1), s. 3. ↩
- In re Grand Jury Subpoenas Dated Mar. 19, 2002 and Aug. 2, 2002, 318 F.3d 379, 383 (2d Cir. 2003). ↩
- Duruşma Tutanağı (dn. 1), s. 5. ↩
- Aynı yer, s. 6. ↩
- Savcılık Dilekçesi (dn. 3), s. 11. ↩
- Debevoise & Plimpton, "SDNY Rules AI-Generated Documents Are Not Protected by Privilege" (11 Şubat 2026). ↩